history
neyzen halİl dİkmen

hakkında

HALİL Dikmen, Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ne tahsis edilen Dolmabahçe Sarayı Veliahd Dairesi’nde ömrünün tam yirmi dört yılını geçirmiş, bir yandan resim yaparken bir yandan da meraklılara ney üflemeyi öğretmiştir. Büyük ressam Halil Dikmen, neyde önemli bir meşk silsilesinin en güçlü halkalarından biridir. Fatih’te, 1906 yılında büyük, kalabalık bir Türk evinde doğan Halil Dikmen, Sanayi-i Nefise Mektebi’ni birincilikle bitirmiş ve 1927 yılında bir grup genç ressamla birlikte daha yüksek bir resim eğitimi alması için Paris’e gönderilmişti. Bu ince uzun boylu, zayıf, sarışın ve sesinin güzelliğinden dolayı “Florya” lâkabıyla anılan genç ressamın yanında fazladan bir eşya vardır: Ney. Neyzen İhsan Aziz Bey’den meşk ettiği ve enikonu ustalaştığı bu saz, artık fırça ve palet gibi, onun hayatının vazgeçilmezlerindedir. Paris’te, Albert Laurens ve Andre Lhote atölyelerinde eğitim gören Halil Dikmen, müthiş çalışma azmi sayesinde bilgisi ve tekniğiyle dikkat çeken bir ressam olur ve “Saksı İçinde Jeranyom” adlı eseriyle Salon d’Automne’a kabul edilir. Bu salonda resmi sergilenen ilk Türk ressamı odur. 1929 yılında, Guimet Müzesi’nde oryantalistlere Türk musikisi hakkında bir konferans veren ve ney’le örnekler seslendiren Halil Dikmen, bir gün bir sanat gecesinde de, talep üzerine on dakika süren bir taksim geçer. Parisliler, taksimi o kadar beğenirler ki hararetli alkışlarla tekrar etmesini rica eder, sonra genç sanatkârın etrafını merakla çevirip ney’i ellerine alır, inceler, ses çıkarmaya çalışırlar. Başaramayınca yardımcı bir âlet kullanıp kullanmadığını anlamak için Halil Dikmen’in ağzını kontrol ederler. Bu kadar basit görünüşlü bir sazdan bu etkileyici sesin nasıl çıkabildiğini akılları almamıştır. Halil Dikmen, kalbini ülkesine ve kültürüne gizli tellerle bağlayarak hayatına ayrı bir anlam kazandıran ve belki de Fransa’daki günlerini yaşanır kılan eski musikiyi hiç ihmal etmemiş, kaldığı bütün otel ve pansiyon odalarını Fransızlar tarafından Bach’ın müziğine ve org sesine benzetilen ney sadalarıyla inletmiştir. Bununla beraber senfonik müziğe karşı da ilgisiz değildir; Nurullah Berk’in anlattığına göre, Colonne’un ve Lamoureux’nün klasik müzik konserlerini hiç kaçırmamıştır.