İnleyen Kamışlar ve İnsan-ı Kamil
Efsaneye göre Hz. Davud; kutsal kitap Zebur'un ayetleri olan Mezamir'leri, o gür ve güzel sesiyle okurmuş. Ilk zamanlar bu güzel sesi dinleyen, ondan etkilenen insanlar bir süre sonra dinlememeye başlamışlar. Bu duruma üzülen Hz. Davud, bir rivayete göre içinde kamışlar olan bir kuyuya, diğer bir söylentiye göre de göl kenarına gidip Mezamir'leri okumaya başlamış. Bu güzel sesi ve ilahi çağrıyı duyan kamışlar, inleyerek o sese karşılık vermişler. O günden beri insan nefesi duyan kamışlar inlemeye devam etmiş. Işte inleyen kamış Ney'in ( Farsça Na'y; kamış) efsanesi bu.
Büyük mutasavvuf Hz: Mevlana da; Mesnevi'sine bu İnleyen Kamış'ı dillendirerek başlamış. Ney ile insan arasında bir benzerlik kurmuş. Onun aslından, vatanından, sevdiğinden ayrılışının hikayesini, inleyerek anlatışını duyan her kadın ve erkeğin, etkilenerek ona eşlik ettiğini, insan ruhunun da aslından, yaratanından ayrıldığı için aslına , Alem-i Berzah'a (Ruhlar Alemi) özlem duyarak, İlahi Aşk'a kavuşmak arzusuyla, bu inleyişe katıldığından bahseder. Gerçekten ney; insan ruhunu etkileyen sazların başında gelmekte, hoş sesiyle yaralı gönülleri tedavi etmeye yardımcı olmaktadır.
İnsanları en çok etkileyen ve onunla bütünleşebilen hem onu üfleyene hem de dinleyene çok şeyler anlatan, bu enstrümanın, yapılışı ve kullanılışını araştırmak için, günümüz neyzenlerinden ve ney yapımcısı Ali Erol'u ziyaret ettik.
1962 Konya doğumlu olan Ali Erol, bu saz ile lise yıllarında tanışmış, önceleri öğretmeni Zekai Kaplan'dan Tasavvuf Musikisi dersleri, daha sonra neyzen M. Sadrettin Özçimi'den ney dersleri almış. İlk neyi aldığı gün sevincinden uyuyamadığını, o günden beri hem neyzen, hem de ney yapımcısı olarak sürekli uğraştığını, her geçen gün bu saza ilgisinin ve sevgisinin giderek arttığını, onun lahuti (gizemli, mistik) sesinin hayatının bir parçası haline geldiğinden bahsederek, ney yapımı, iyi bir neyin nasıl olması gerektiği, ney konusunda bilgiler verdi.
O anlattıkça ben ney ile insan arasındaki benzerliği keşfettim.
“İyi bir ney için özel kamış gerekir. Her kamıştan ney olmaz, özellikle sıcak iklimi olan bölgelerde (Suriye, Hatay, Adana ve Anyalya gibi) yetişen kamışlar tercih edilir. Kamışın boğumları kısa ve dengeli olmalıdır ve en az bir yıl beklemelidir, iki veya üçyıl bekleyen kamışlardan daha iyi verim alınmakta, adeta kurudukça suya hasretini daha iyi dillendirmektedir. Ney kesinlikle dokuz boğumdan oluşmalıdır, üstteki boğum en alttaki boğumun yarısı kadar olmalıdır. Neylerin boyu akort durumuna göre uzayıp kısalabilir ama, dokuz boğum değişmez.
Merhûm üstâd Mehmed Es’ad Efendi tamamlanmasına ömrü yetmeyen Mesnevî açıklamasında der ki : Zâten nây ile insân-ı Kâmil (Olgun İnsan), birbirinin benzeri ve temsilcisidir. Çünki ney, yetiştiği kamışlıktan kesilip ayrılmış, göğsüne ateşle delikler açılmış; başına, ayağına, hattâ boğumları arasına mâdenî halkalar ve teller takılmış, koparıldığı yerdeki rutûbetten mahrum kalmış, bundan dolayı kupkuru ve sapsarı kesilmişdir. İçerisi tamamiyle boştur. Ancak neyzenin nefesiyle dolar. Kendi başına kalırsa ne sesi çıkar ne sedâsı. Vazîfesi, neyzenin dudaklarıyle parmaklarına âlet, onun istediği nağmelerin açığa çıkmasına aracı olmaktır. Kâmil insan da böyledir. Neyistân-ı Ezelden (önceki vatanı), yani âlem-i İlâhiyedeki (İlahi Alemdeki) yerinden kaderin yönlendirmesiyle şu dünyâya getirilmiş, insanlığın, yaratılmışların varlığına ve anâsır-ı tabîata (tabiatın ana unsurları:hava, su, ateş,toprak) esir olmuş, ayrılık ateşiyle bağrı şerha şerha (yarık yarık) olmuş, eski yerindeki bolluk ve bereketten mahrum kalmış; kalbini nefsin arzularından, zihnini (Hestî-i mevhûm) yâni, şu şüpheden oluşan varlıktan arındırmış, kendisini Allâh’ın kudret ve düzenine terketmiş, Müessir-i Hakîkî’nin (geçek düzenleyicinin) gücüne, rızasına aracı olmaktan başka bir vazîfesi kalmamış, İlahi Nefes hangi perdeden açığa çıkarsa o nağmeyi icrâ ediyor.
Ali Erol anlatmaya devam ediyor. Kuruyarak yeterli olgunluğa erişen kamış, kabukları soyularak yapım için hazır hale getirilir. Bundan sonra sıcak hava veya ateş ile ısıtılarak düzleştirilir. Uzunluklarına ve akortlarına göre boyları kesilir. başına, ayağına, hattâ boğumları arasına mâdenî halkalar ve teller takılır. Akortlarına göre neyler Bolahenk, Süpürde, Yıldız, Müstahzen, Kız, Mansur, Şah ve Davut diye isimlendirilirler. Ayrıca yarım seslerini ifade eden Nısfiye ve Mabeyni gibi çeşitlendirlirler. Ney insan sesine en yakın ve onda bulunan bütün sesleri karşılayacak kadar zengin sesleri bünyesinde barındırır.
İnsan-ı kamil olabilmenin aşamaları çok uzun ve çileli değil midir. Adeta yaradanı anlamaya çalıştıkça yanar hamlıktan kurtulur insan. Ney'in fazlalıklarını alevle yaktıkça Ali usta Neyzenin eline zarar vermesin diye, kurtulur insan gibi o da zararlı fazlalıklarından hamlıktan. İnsan da içinde barındırmaz mı her türlü duygu ve düşünceyi. İyi bir insan olmak içindeki iyiliği güzel duyguları ve sevgiyi açığa çıkarmak değil mi amacı.
Ney, şu şekilde şikâyet edercesine hikâyelerde bulunur :
“Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend,
Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend.”
“Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan erkek ve kadın etkilenmekte ve inlemektedir.”
(Neyistân) : Kamışlık demektir ki, ney’in yetiştiği ve ter ü tâze durduğu yerdir. Ney yapılacak kamışı oradan çıkarırlar. Yeterli derecede kuruyunca, ölçüsüne göre iki ucundan keserler. Boğazını ayıklayıp göğsüne ve arkasına kızgın demirle yedi dâne delik açarlar.Başına ( Başpâre ), ayağına ( Parazvane ) takarlar. Boğumlarına tel sararlar ve üflemeye başlarlar. Gönül gözü açık olanlar, ondan çıkan tesirli sesden, ayrılık şikayeti ve dertlenmenin sadâsını duyarlar. Nefsin isteklerine esir olanlar bile, o tesirli sesten az çok üzüntü duyar, etkilenirler.
İnsân-ı kâmil de, irfan kaynağı olan önceki varoluş ( ruhlar ) âleminden ayrılıp şu insanlık sâhasına geldiği ve aslından ayrılışın acıklı ıztırâbını çektiği için, yüreğinden fışkıran têsirli sözler, kim olursa olsun dinleyenleri, kâbiliyetleri derecesine göre etkiler, üzer.Fakat üzüntüden üzüntüye fark vardır. Onun için; Ney, yâhut ayrılığa uğramış insan-ı kâmil der ki :
“Sîne hâhem şerha şerha ez firâk,
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk.”
“Hasret çekme derdini açılayabilmem için, ayrılık acılarıyla yarık yarık olmuş bir kalb isterim.”
Bundan evvelki beyitte ney’in, veya insan-ı kâmilin hasretli inlemesinden herkesin üzüntüyle etkilendiği söylenilmiş, açıklamasında ise, üzüntüden üzüntüye fark bulunduğu açıklanmıştı. Bu beyitte de, ayrılık ağıtlarından en ziyade kimlerin üzüntü duyacağı açıklanmış, dert ortağı olacak kimsenin derdi bulunması lâzım geldiği bildirilmiştir.
Gerçi insan; kederli bulunduğu bir sırada, görüşüp konuşmak, derdini döküp hafifletmek için bir arkadaş arar. Eğer o arkadaş, halden anlayan birisi ise, konuşanın dediklerini iyice anlar, onun anlaması ve elemine iştirâk etmesi de kederli için, oldukça tesellî yerine geçer. Tok bir adama açlıktan, kana kana su içmiş bir kimseye susuzluktan bahsetmek, boşuna çene çalmak olur. Çünki onlar, açlık ve susuzluk acısını duymadıkları için, açın ve susuzun hâlinden anlamazlar.
“Aslından, vatanından uzaklaşmış olan kimse, orada geçirmiş olduğu zamânı tekrar arar.”
İnsanın doğup büyüdüğü , hoşca demler sürdüğü yeri, arayıp özlemesi tabîatı îcabıdır. Bu özlemenin ilerlediği, sıla hastalığı haline geldiği de olur. Vatan muhabbeti denilen, hakkında her türlü fedâkârlık yapılan soylu duygu, çekicilik hallerinin açığa çıkmasından başka bir şey değildir. Bir adamın, doğmuş- büyümüş olduğu iki evli bir köye bile ne kadar bağlı olduğu, fırsat bulunca sılaya gitmek, o gösterişsiz köyceğizini görmek düşüncesinden ayrı kalmadığı herkesce bilinen bir durumdur. Bu hâl düşünülmeli de, yüksek bir rûhun, hassas bir kalbin gerçek vatanı ve önceki kaynağına kavuşmaya ne kadar fazla istekli ve özlem içinde bulunacağı ondan anlaşılmalıdır.
Ney öğrenmek sabır isteyen bir uğraştır. Ilk önce akortlu ve düzgün bir neyle başlamalı, iyi bir öğreticinin nezaretinde çalışılmalıdır. Azimle, çalışan herkes ney'den ses çıkarabilir. Önce delikler kapatılmadan, öpercesine Başpare'ye dudaklar yerleştirilmeli, ıslık çalar gibi sağa sola eğerek üflemeye devam etmeli, dudak kasları Başpare'ye alışıncaya kadar üflemelisiniz. Bir süre sonra ses çıkacaktır. Daha sonra ney üfleyen birisinin yardımıyla, ses perdeleri ve notalar öğrenilerek çalışmaya devam edilmelidir. Ney size, siz neye aşina olup, onunla bütünleştiğiniz anda, size sırlar aleminin kapısını aralayacak, ahengiyle sizi başka dünyalara götürecektir. Mesnevi'de “Eş oldum bedbahta ve bahtiyara” diyerek bahsedildiği gibi, dertli anınızda dert ortağı, şen gününüzde arkadaşınız olacaktır.”
Bütün dünyada olduğu gibi, şehrimizde de Ney ile ilgilenen, her yaştan bir çok insan bulunmakta, hatta Mevlana'nın ruhaniyetinin etkisiyle daha geniş kitleler bu mistik sazı öğrenmekte, usta neyzenler ve ney yapımcıları yetişmektedir. Gerek belediyelerimizin açtığı, gerekse diğer özel ve resmi kurslarda geleceğin neyzenleri yetişmektedir. Sorumlu olduğumuz kültürel miras, bu misyonu üstlenmemizi gerektirmektedir. Alaaddin Keykubat'tan günümüze, bu şehirden yayılan ney sedası ve sema ayinleri şehrimizin simgesi olmuş, onun dünyada bir marka şehir olması konusunda çok büyük bir rol üstlenmiştir.
Mevlana ikliminin yaşandığı, vuslat ayı nedeniyle, şehrimizin mistik atmosferi, onun düşünceleriyle dolup taşmakta, Mesnevi'nin ney ile başlayan mesajları, Sema proğramlarının icrasıyla, her milletten insanı Şeb-i Arus (Kavuşma Gecesi) düğününde buluşturmaktadır. Ney'in feryadındaki sırrı çözen göz, kulak ve gönüllere selam olsun.
Ali Erol'u atölyesinde izledikçe kamil bir insan ile ney arasında bağ kurduk. Bu açıdan bakarak dinleyin bir de Ney'i. Hz. Mevlana da Mesnevi'nin ilk 18 beyitinde aynen buna tercüman olur.
Mesnevi'nin ilk onsekiz beyiti (Feyzi Halıcı tercümesi)
Dinle şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek
Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.
Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.
Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.
Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerede bir göz, nerede bir can kulak!
Aynadır ten can için, can ten için.
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.
Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.
Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
Cezbesi aşkın karışmıştır meye.
Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.
Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
Hem verir mecnunun aşkından misal.
Ney zehir, hem panzehir ah nerede var?
Böyle bir dost, böyle bir özlem var!
Sırrı bu aklın, bilinmez akıl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.
Gam dolu günler, zaman hep aynı hal.
Gün tamam oldu yalan yanlış hayal!
Gün geçer, yok korkumuz her şey masal.
Ey temizlik örneği sen gitme kal.
Kanar her şey tek balık kanmaz sudan.
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.
Olgunun halinden anlar mı ham?
Söz uzar kesmek gerektir ve’s-Selam.
*İnsan-ı Kamil ve Ney konusundaki açıklamalar TÂHİR’UL MEVLEVÎ (1877-1951) den alıntı yapılmıştır.